Geçen
hafta, cansız bedeni Bodrum’da karaya vuran, üç yaşındaki küçücük bir çocuğun fotoğrafı ile
göz göze geldik. Bütün dünya insanlarının, bildiği bir dilden konuştu bu
fotoğraf. Hal diliyle konuşan her şey,
bizi kendi ruhunun iklimine götürür. Bu göz göze gelme anında, kalbimizden
giden yollar, bizi bizden alıp o sahile götürdü… Hepimiz, aynı sahildeydik. Aynı
manzaraya baktık. Ama, hepimizin orada gördüğü ve düşündüğü şeyler birbirinden
farklıydı. Ben, o sahilde uzanmış minik bedende, dünyanın dört bir yanında acı
çeken masum çocukların çırpınışlarını gördüm. O sahilde, dünyanın dört bir
yanında acı çeken çocukların çığlık seslerini duydum… Göz görmeyince gönül
katlanır derler. Peki, gözün bu gördüğüne nasıl katlansın gönül?
Kelimeler
kumdan kalelerdir. Sükûtsa bir deniz… Deniz dalgalanıp coşunca kumdan kaleler
yıkılır. Ve kelimeler su gibi akıp, içimizdeki denize dökülür. Deniz
taşıyamayınca bu kadar büyük bir acıyı, dalgalanıp coştu. Deniz taşıyamayıp,
kıyıya vurunca bu küçücük bedeni, bütün bildiğimiz
kelimelerimiz, denize karışıp kayboldu… Bir insan kalbinin bu kadar çok acıyı
taşıyabildiğini görmek, Allah’ın
kudretini görmekti. Bir insan kalbinin bu kadar çok acıyı taşıyabildiğini
görmek, hepimiz için büyük bir tecrübeydi…
Bu fotoğraf karesi, bana Necip Fazıl
Kısakürek’in: "Sanırım, insanların her suçunda ben varım;
günah uzun bir kervan, tâ ucunda ben varım!" sözünü hatırlattı. Kabul edelim, bu hepimizin
günahı ve hepimiz bu uzun kervanın bir yolcusuyuz… Bir masumun gözlerindeki
ummanda kaybolup gidiyoruz…
Yüreğim kanadı,
yüreğimiz kanadı. Sanki her şey o an, “burası dünya cennet değil, unutmayın”
diye haykırdı. Kanla yazılmış, bu kadar büyük
bir “ah” varken; dünya yine “vah” deyip susmamalı… Bu bir hakikat… Masal değil, film de değil… Uyan,
ne olur uyan ey dünya! Hepimize, farklı bir uyanış penceresinden seslenirken bu
fotoğraf, artık bu sesi yüreğimizle dinleme vaktidir. Artık, derin uykulardan
uyanma vaktidir. Uyan, ne olur uyan ey dünya!
Dünyanın dört bir
yanında, acı çeken masum çocuklar… Rüzgâr karşısında savunmasız gelincik
çiçeklerine benziyor hepsi. Narin, ama güçlü... Tıpkı bu küçücük çocuk gibi. Sanki biraz daha baksam bu fotoğrafa, dünyanın
kalbi safiyet kazanacak. Biraz daha baksam bu fotoğrafa, dünyanın kalbi acı
çeken bütün masum çocuklar için atacak… Artık, inanmak istiyorum…
Acılar
Ülkesi (Savaşın Çocukları İçin…)
O
acılar ülkesinde doğdu
Ateş
yakarak gördüler yüzünü
Ateşe bakarak gördüler yüzünü
Yüzünün gölgesi aleve
Alevin gölgesi yüzüne
Çarptığı an…
Ateş söndü göremediler yüzünü
Ateş söndü duyamadılar sözünü
Yine yaktılar, yine söndü
Yine yaktılar, yine söndü
Kapattı gözlerini
Açtı gözlerini
Ateşe bakarak gördüler yüzünü
Yüzünün gölgesi aleve
Alevin gölgesi yüzüne
Çarptığı an…
Ateş söndü göremediler yüzünü
Ateş söndü duyamadılar sözünü
Yine yaktılar, yine söndü
Yine yaktılar, yine söndü
Kapattı gözlerini
Açtı gözlerini
Ateş
gözlerini yaktı
Gözyaşı aleve
aktı
Yüzünün
gölgesi aleve
Alevin
gölgesi yüzüne
Çarptığı
an...
Ateş
söndü kaybetti yüzünü
Ateş
söndü kaybetti günlüğünü
O
acılar ülkesinde söndü...
Yazan: Vildan Şimşek
Gerçek Hayat Dergisinde Yayınlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder