Akis...

Akis...
Fotoğraf: Vildan ŞİMŞEK

13 Eylül 2015 Pazar

UYAN EY DÜNYA…

Geçen hafta, cansız bedeni Bodrum’da karaya vuran,  üç yaşındaki küçücük bir çocuğun fotoğrafı ile göz göze geldik. Bütün dünya insanlarının, bildiği bir dilden konuştu bu fotoğraf.  Hal diliyle konuşan her şey, bizi kendi ruhunun iklimine götürür. Bu göz göze gelme anında, kalbimizden giden yollar, bizi bizden alıp o sahile götürdü… Hepimiz, aynı sahildeydik. Aynı manzaraya baktık. Ama, hepimizin orada gördüğü ve düşündüğü şeyler birbirinden farklıydı. Ben, o sahilde uzanmış minik bedende, dünyanın dört bir yanında acı çeken masum çocukların çırpınışlarını gördüm. O sahilde, dünyanın dört bir yanında acı çeken çocukların çığlık seslerini duydum… Göz görmeyince gönül katlanır derler. Peki, gözün bu gördüğüne nasıl katlansın gönül?

Kelimeler kumdan kalelerdir. Sükûtsa bir deniz… Deniz dalgalanıp coşunca kumdan kaleler yıkılır. Ve kelimeler su gibi akıp, içimizdeki denize dökülür. Deniz taşıyamayınca bu kadar büyük bir acıyı, dalgalanıp coştu. Deniz taşıyamayıp, kıyıya vurunca bu küçücük bedeni,  bütün bildiğimiz kelimelerimiz, denize karışıp kayboldu… Bir insan kalbinin bu kadar çok acıyı taşıyabildiğini görmek,  Allah’ın kudretini görmekti. Bir insan kalbinin bu kadar çok acıyı taşıyabildiğini görmek, hepimiz için büyük bir tecrübeydi…

  Bu fotoğraf karesi, bana Necip Fazıl Kısakürek’in: "Sanırım, insanların her suçunda ben varım; günah uzun bir kervan, tâ ucunda ben varım!" sözünü hatırlattı. Kabul edelim, bu hepimizin günahı ve hepimiz bu uzun kervanın bir yolcusuyuz… Bir masumun gözlerindeki ummanda kaybolup gidiyoruz…

                         Yüreğim kanadı, yüreğimiz kanadı. Sanki her şey o an, “burası dünya cennet değil, unutmayın” diye haykırdı.  Kanla yazılmış, bu kadar büyük bir “ah” varken; dünya yine “vah” deyip susmamalı…  Bu bir hakikat… Masal değil, film de değil… Uyan, ne olur uyan ey dünya! Hepimize, farklı bir uyanış penceresinden seslenirken bu fotoğraf, artık bu sesi yüreğimizle dinleme vaktidir. Artık, derin uykulardan uyanma vaktidir.  Uyan, ne olur uyan ey dünya!

                         Dünyanın dört bir yanında, acı çeken masum çocuklar… Rüzgâr karşısında savunmasız gelincik çiçeklerine benziyor hepsi. Narin, ama güçlü...  Tıpkı bu küçücük çocuk gibi.  Sanki biraz daha baksam bu fotoğrafa, dünyanın kalbi safiyet kazanacak. Biraz daha baksam bu fotoğrafa, dünyanın kalbi acı çeken bütün masum çocuklar için atacak… Artık, inanmak istiyorum…

Acılar Ülkesi (Savaşın Çocukları İçin…)
O acılar ülkesinde doğdu
Ateş yakarak gördüler yüzünü
Ateşe bakarak  gördüler yüzünü
Yüzünün gölgesi aleve
Alevin gölgesi yüzüne
Çarptığı an…

Ateş söndü göremediler yüzünü
Ateş söndü duyamadılar sözünü

Yine yaktılar, yine söndü
Yine yaktılar, yine söndü
Kapattı gözlerini
Açtı gözlerini
Ateş gözlerini yaktı
Gözyaşı aleve aktı
Yüzünün gölgesi aleve
Alevin gölgesi yüzüne
Çarptığı an...

Ateş söndü kaybetti yüzünü
Ateş söndü kaybetti günlüğünü

O acılar ülkesinde söndü...

Yazan: Vildan Şimşek 
Gerçek Hayat Dergisinde Yayınlanmıştır. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder